Tahvilde Kritik Seviyeler

tahvil
sen birleşik devletler başkanının karısısın. Tanrı aşkına James, kim olduğumu biliyorum. Gerçekten değişikliğe ihtiyacım var. insanlar yaptığımız her şeyi izliyorlar, her şeyi okuyorlar. Bütün dünya bu şekilde. Bak, sana bunun hatırlatmanın can sıkıcı olduğunu biliyorum ama yaptıkları bu. Endişelenecek bir şey yok. Neden biliyor musun? Çünkü ben, birleşik devletler başkanının karısıyım. Sen can sıkıcısın ve ben seni seviyorum. Hem de çok. Bende seni. Sadece çabuk dön. Hoş geldiniz. Hoş geldiniz. Hoş geldiniz, bayan Cassidy. Theo. Sizi tanıştırmama izin verin. Bu güzel insanlar bizimle yolculuk edecek. Loth ve Bayan Elison. Memnun oldum. Çok memnun oldum. Jean Look. Memnun oldum. Ve eşi. Sanırım karımı tanıyorsunuz. Monte Carlo, çok şanslıydınız. Onu elbette tanıyorsun, Angelia. Merhaba. Beyaz sarayda şarkı söylediniz. Evet. Çok güzeldi. Teşekkür ederim. Ve Jafferson Novaro Memnun oldum. Scotti Biz zaten tanışmıştık. Tanışmıştık. Memnun oldum. Ve elbette onu tanıyorsunuz. Çok memnun oldum. Memnun oldum. El falına bakar. Pekala millet, bu kadar formalite yeter. Hadi gidip içelim. Bazıları tablo koleksiyonu yapar, bazıları da pul. Babamın koleksiyonu da, insan. Süitinizin adı Demeter. Demeter’i hatırlıyor musunuz? Altın kılıcı ve mükemmel şeyleri olan bayan. Orası Kos, güzel bir ada. Ama zaman onu unutmuş. Dünyanın bu kısmının Ege Denizi’nin, adaların bir insanın hayatını sonsuza dek değiştirebileceğini düşünüyorum. . , kendini iyi hissetmiyor musun? İyiyim, iyiyim gerçekten iyiyim. Konuklar, onlar onlar iyi insanlar. Bak, belki de yemektendir. Yunan yemeklerini sever misin? Yunan yemeklerinden nefret ederim. O zaman Yunan yemeklerini boşver. Ne seversin? İspanyol, İtalyan, Fransız? Fransız. Her gün Maxim’in yerinden geliyor, zor değil. Ne olursa olsun sorun değil. Ne istersen iste, sen iste yeter. Her şey olabilir, tamam mı? Tamam. Tamam. Ve Tanrı Zeus, kız kardeşi Leto ya şöyle dedi. “Güneş dansını görmek istiyor musun, izle.” Güneş ona küçük bir dans yaptı. Ona koca bir tekme attı. Güneş dans ederken Zeus kız kardeşini çok yüksek bir buluta götürdü ve onu becerdi. Seni rahatsız ediyor muyum? Leto’yu rahatsız etmiyorsa. Hayır Leto değil Hera, kıskanç kız kardeşi Hera. Bir yılan gönderdi ve yılan onu her yerde kovaladı. Ta ki onu burada Poseidon tapınağında bulana kadar. Fantastik değil mi? Çok güzel. Evet, güzel ve bu yüzden üzücü. Neden üzücü? Üzücü çünkü, güzel olan asla kalmaz. Değil mi? Bilmiyorum. Tragos benim adam, benim. Suyu ben getirdim, su yoktu burada. Günde üç gemiyle. Ve şimdi bütün Yunanistan’ın en iyi zeytinyağının yirmi bin kilosu buradan çıkıyor. Ve çilekleri, benim. Onu koruyorum. Dünyaya karşı. Gelip gitmek, sonra geri gelmek. Bunu anlayabiliyorum. Anlayabiliyor musun? Evet. Theo. Evet. Orada ki adadan sana el sallıyor mu? Böyle mi anlaşıyorsunuz? Neden bahsediyorsun? Sen neden bahsediyorsun? Aktrissin. Mathalas, onun da adası var. Sofia, bütün dünya biliyor. Bir ada istedi. Bu yüzden iyi bir fiyata bir ada aldım ama çok küçük bir ada. Tabak fırlat. Hayır. Yemek yemiyorsun, o zaman tabağı fırlat. Biftek istiyorum. Biftek yok. Zeytinyağlı var, tarama var, domates, cacık. Biftek yok. Belki bunu istersin, süt böreği. O ne? Sütlü olur, bir tatlı. Cheesecake gibi yani. Dans etmek ister misin? Hayır. Teşekkür ederim. Thomasis iyi dans eder. Şerefe. Evet. Theo. Evet. Eve gitmeliyim. Neden bahsediyorsun? Eve, Amerika’ya. Beni Atina’ya uçur sana Washington’a giden bir uçak bulurum. Seni iki hafta sonra beklemezler. Biliyorum. , herkesten farklı olarak beni canlı tutuyorsun sen. Artık bu adalarda kalamam. Eve gitmeliyim, gitmek zorundayım. Anlamıyor musun Theo? Gitmek zorundayım. Ne zaman döneceksin? Hiç bir zaman. , olamaz. Yere yatın, yere yatın! Hayır! Hayır! Hayır! Bırak beni! Hayır, yerde kalın. Yerde kalın. Yerde kalın. Dünya kan ağlıyor. Hepimiz için üzücü bir gün. Bütün ülkem adına üzüntülerimizi, belirtmek istiyorum. Büyük üzüntü. Ülkemin taziyelerini kabul edin. Keşke acınızı paylaşmanın bir yolu olsaydı. Hayır yok. Teşekkür ederiz. Bu benim ülkemin de, kaybı. Raşid. Majesteleri sizin tanker filonuzla ilgileniyor gibi görünüyor. Son teklifleri hazırlamış, üzerinde çalış. Kabul edilirse bana haber ver. Majestelerine sorun olmayacağını söyleyebilirsin. Ona gelecek için, düzenlemelerin yolunda olduğunu söyleyin lütfen. Diğerleri de var biliyorsunuz. Ama diğerleri ülkenin muhteşem kaynaklarını sömürür. Kibarlık edin. Raşid lütfen bu, hediyemi kabul edin. Güle güle Raşid. Tamam, seni herif. Ne istiyorsun Spyros? Amerikalılarla kurmuş olduğun bu şirket, bu kurum Evet. Anladığım kadarıyla tankeri Suudi kralına teklif edeceksin. Bir sürü boğaz keseceksin Theo. Petrol şirketleri, ulaşım şirketleri Senin şirketin. Ve sonunda bence, Amerikan hükümeti dostum. Sonuçta Suudi Arabistan Kralı kendi gemilerine sahip olursa petrolü taşıtmak için neden para ödesin ki? Belki de sonra düşünecekler. Petrol şirketlerine neden ihtiyaçları olsun? Sonra düşüneceklerini ise kim bilebilir ki? Anlaşma yapacak mısın, Theo? Bu işe yarayacak mı? İşe yaramasını istersem, yarayacak. Theo. Sana yardım etmek istiyorum. Sen mi? Neden olmasın? Neden olmasın Theo? Ailenin iyiliği için. Spyros ne zamandan beri aileye önem veriyorsun? Bu doğru mu gerçekten, gerçekten karını boşayacak mısın? Elbette bununla kim yaşayabilir ki? Elbette. Bunu yapmak korkunç bir şey. Ben mi? Ama de seni boşayacak. beni asla boşamayacak, asla. Casuslarım var. Casuslarınla ilgili bir şey duymak istemiyorum. beni asla boşamayacak, asla. Hadi otur bana şu, tekliften bahset. Tamam. Gemilerin var, benim de gemilerim var. Yirmi gemi yerine Suudi kralına otuz beş gemi ile gideceğiz. Ona gemi filosuyla gideceğiz. Bir imparatorluk kurabiliriz Theo, ikimiz. İkimiz birlikte. Ortaklık. Ortaklık, kardeşlik. Spyros, defol. Bay Thomasis, bay Thomasis. Bay Thomasis, bay Thomasis. , . Boşanma. Zamanı geldi, değil mi? Zina yüzünden. Elbette. Dinle, Theo Tomasis, Label Simon yatında ve Scotti ile, diğer yerler de bir kaç kez zina yapmıştır. Buna nasıl cesaret eder? Herkes biliyor. Herkes boşanma sebebinin ben olduğumu biliyor. O İtalyan fahişe değil, o değil. Benim anladın mı? ‘nin espri anlayışı kuvvetli.

Dolar’da Bu Gün

dolardolar1
ani bir tanker aldın. Bir imparatorluk kuracaksın . . Bugün çok şanslıydın. Gelecek sefere anlaşmaya gittiğinde dolu bir silahla gideceksin. Dolu. Anlaşmanın yolu bu, yani ticaret bu. Tüccarlık bu. Ciddiyim , inanmalısın. olsun, hadi gidip bir içki içelim. Harika bir gündü, John dostum. Her şeyden çok, ve her şeyden çok istediğim bizim birlikte çalışmamız. Ve yakınlaşmamız. Teşekkür ederim. Baba bunu nasıl yaparsın? Neyi? Onu buraya nasıl getirirsin? Kimi? Matalas’ı. Evlat bir Yunanım, senin gibi. Bir Levanten. , bir adamın kendi hayatına sahip olması gerek. Senin de sahip olacağın gibi, anlıyor musun? Hayır. Bir dakika bekle . Theo, ne oldu? Hadi gidelim. İşte geliyorlar. Bu tarafa bakar mısınız? Tamam teşekkür ederim. Gidelim. Tamam, otur şuraya. Defolun sizde. Karınız nerede? Hadi bin arabaya. Hadi kes şunu, arabaya bineceksin değil mi? Beni rahat bırak. Rahat bırak, dedim. Dağılın, dağılın. benden hoşlanmıyor, değil mi? Hayır. Evleneceğimizden korkuyor. Evlenmek mi? Ben evliyim. Sende evlisin. Bu işin tek yolu bu. Sen pisliğin tekisin. Beni bu şekilde kullanamayacaksın, anladın mı? Bana neden kızdın? Seni vahşi kedi, bekle bir dakika. adam. Senden nefret ediyorum. Dur, dur. Nefret! Dur! Rahat dur diyorum sana. Bırak gideyim. Çırpınıp durma. Bırak. Dur, dur. Tanrım, Tanrım. Acıyor mu? Evet. Yalan söyleme. Acıyor, çok acıyor. olsun. Benden ne istiyorsun? Benimle evlenmek istemiyor musun? Seninle evlenmek mi? Tanrım. Ve sonunda beyler, birleşik devletler deniz ticareti kanununun . maddesinde belirtildiği gibi sadece Amerikan vatandaşları bu tür tankerleri satın alabilir. Şimdi bay Thomasis, şimdi satın almak için gerekli fonları tüzel kişi ödeyecek. Yirmi tankerin her biri için, dört milyon ödeyecek. Toplam, seksen milyon dolar eder bu. Bu benim hakkım dostlarım. Şimdi antlaşmaları imzaladıktan sonra bir fincan kahve içmek için bana katılın. Bir fincan kahve elimden gelen bu. Tebrik ederiz. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim, affedersiniz. Evet, bunlar iyi seçim gibi görünüyor. Hepsi iyi görünüyor. Hepsi iyi adamlar doğru. Candy şu beylere yardımcı olur musun, lütfen. Güzel kalçalar. Theo. Seninle konuşmam gerekiyor. Beyaz sarayda sahip olduğum etki hakkında. Ne etkisi? James Cassidy’i tanıyorsun. Başkan olarak seçilmeden önce teknemde bir kaç saat geçirmişti. Aniden beyaz sarayda etkim oldu. Kafanda ne var? Kardeşiyle bir görüşme ayarlayabilirsen yeni baş savcıyla kişisel bir ilişki sorunu olmaz. Michael birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz. Bana gerçeği söyleyebilirsin. Sorunlarım var. Her şey tamamen yasalara uygun değil mi? Bana cevap ver her şey yasalara uygun değil mi? Çocuklar için mi endişeleniyorsun? Hayır, sana söyledim hepsi iyi adamlar sana söyledim sorun yok. Beni endişelendirme Mich. Başkana saygılarımı ilet. Hep düşünüyorsun değil mi? Dün gece Angela Howard Beyaz Saray’da şarkı söyledi. Daymond’ın da dahil olduğu misafirler Kennedy Center’da konseri izlediler. Gregory ve Vereno Pac gibi Yunan armatörler de oradaydılar. Görünüşe bakılırsa Başkan ve Bayan Cassidy sanat ve iş dünyasını hiç olmadığı kadar bir araya getiriyor. Ve bu gün ve gecelerde Beyaz Saray’ın sosyal yaşamı hiç cansız değil. Baş savcı. Bay Thomasis. Bay başkan. Bayan Cassidy. Merhaba. Geldiğiniz için teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Kardeşim John’la tanışın. Baş savcı, nasılsınız? Bay Thomasis. Thedrod Thomasis. Merhaba. Zaman geçiyor. Beyaz sarayda doğan bir çocuk iyidir. Çok iyi bir şanstır. Babam bunu her zaman söylerdi. Güçlü bir babanız olduğunu hatırlıyorum. Evet. İkinize bir şey söylemek istiyorum, ikinize. Eğer başkan olmaktan yorulursanız yani dinlenmek isterseniz, tekneme gelebilirsiniz. Teşekkür ederiz. Lütfen güzel ailenize saygılarımızı iletin. Teşekkür ederim. Sizi görmek güzeldi. Üzgünüm, çok üzgünüm. Poposunda dikiş var. Ne düşünüyor? olası çocuk. Delirmiş olmalı. Kendini öldürebilirdi. Sana, sana bir şey söyleyeceğim. Poposunda dikişi olan oğlumuzun artık teknesi, motosikleti, uçağı olmayacak. Sen için endişelenmek isteyebilirsin. Ben artık için endişelenmeyeceğim Theo, boşanmak istiyorum. yüzlerce kez hayır. Bu şekilde yaşayamam. Tanrı aşkına, bir Tanrıça gibi yaşıyorsun burada her şeyin var. Dünyada hiç bir kadına benzemiyorsun, hiç bir kadın senin gibi yaşamıyor. Ama aşkına sahip değilim. seni yaşından beri seviyorum. yıldır, Tanrı aşkına. Seni yıldır seviyorum . Theo. Theo. Başka bir kadına ihtiyacın yok. var. Adan var, kadınlar var, teknen var. Yeteneklerin var. Theo, ben nerede duruyorum? . sen ‘nun annesisin. bunu biliyor. Lütfen Theo, boşanmak istiyorum. . Ben seni seviyorum. Seni seviyorum. Bunu gerçekten düşünmelisin. Başkanlık affı işçilikle iyi görünebilir. Bilmiyorum John ama rütbe ve kütükle olmaz. Bu mümkün ama bir sürü soruna neden olabilir. Biliyor musun, baş savcı olarak en iyi yaptığınız şey onu hapse atmaktı. Fonu sömürüyordu bunu kanıtladın. Efendim. Tanrım. Oğlumuzu kaybettim. Üzgünüm. sakın. Sakın kendini suçlama, lütfen. Yeniden olur. Sevgilim yeniden olur. Evet. Bunun harika bir fikir olduğunu sanmıyorum, hiç sanmıyorum. Thomasis bir sahne değişikliği için bizi davet etti. Bir gemi. Neden olmasın? Kardeşi Spyros teknesinde ağırladı. Yani iki tekneyi nasıl karşılaştırabilirsiniz ki? Thomasisten gerçekten hoşlanmıyorum. Bir kaç sefer buraya beyaz saraya geldi ama ben seni kullanmak istediğini düşünüyorum. Seni kullandı mı? Hayır kullanmadı ve kullanmayacak. Ama bunun için uğraşıyor. Evet. Gerçekten gitmek istiyorum. Sanırım benim için iyi olur. Ama burada yapabileceğim bir sürü şey var. En iyi tedavi meşgul olmaktır. Bebekten bu yana uzun zaman geçmedi. Neredeyse bir yıl oldu. Uzun bir zaman. Ne zaman gitmeyi düşünüyorsun? Bilmiyorum, yakında. Pekala. İyi yolculuklar çocuklar. Yemekte görüşürüz. bu berbat bir fikir. . Artık bunu tartışmak istemiyorum. İstemediğini biliyorum. Ben istiyorum. Thomasis tehlikeli bir adam, onunla kuşatılmanı istemiyorum. Kuşatılmak mı? Thomasis hile yapar. İki yüzlülük eder ve başı büyük dertte. Tankerler, gizli şirketler ve hile ile ilgili her şey. Şimdiden eyalet departmanın onunla ilgili bir sürü dosyası var. Ben gemiye gitmeyeceğim James senin eyalet departmanını temsil etmeyeceğim.

Piyasalar Düşerken Yapılması Gerekenler

piyasalar düşerken neler yapılmalı
Peki bu sefer onu görebilecek miyim? Hayır. Bu sadece ses. Üzgünüm, John, biraz sabırlı olmalıyız. İnan bana, John, bu sadece başlangıç. Buraya otur. Şimdi Eğer tekrardan duymak istersen, sadece bu tuşa bas. Birkaç dakikaya dönerim. Söyle ona çünkü onu seviyorum. Söyle ona çünkü onu seviyorum. Piç. Piç. Piç. Neydi bu? Bir şey yok. Bir şey yok. Çok kötü insanlar var. Buna basarsın ve hepsi gitmiş olur. Anna ile görsel temasa doğru bir adım atmış olduk. Bunu kutlayalım. Al. Hepsi iyi olmayabilir, hepsi Anna olmayabilir. Susie Tomlinson gülümse. Susie Tomlinson gülü Alo. Ben Raymond. Bir şeyler oluyor. Gerçekten mi? Atla gel buraya. Çıkıyorum. Merhaba? Raymond? Bana ne bulduğunuzu söyleyecek misiniz? Gazetede okuyacaklarınızdan daha fazlasını söyleyemem. Ama eğer başka bir şey bulursan, beni ara. Evet, teşekkürler. Bu arada, servise geldiğin için teşekkürler. Bu onun için çok şey ifade ederdi. Oh. Bunu benim için yaptığından dolayı teşekkür ederim. Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Bir diski ortadan kaldırıyordu, bu yüzden Anna’nın orijinal kasetleri bu kutuların birinde olabilir. Sen iyi misin? Onun öldüğüne hala inanamıyorum. Şey Belki iletişim kuracaktır. Bilmiyorum. Hayattayken, yeteri kadar baş belası olduğunu söylerdi. Bu hiç mantıklı gelmiyor. İnsanlara yardım ediyordu. Vay. Bu, çok eski yıllara uzanıyor. Gerçekte . “Carol bilmeliydi.” “Thomas’a onun bilmesi gerektiğini söyle.” “Odadaki adamlar.” Oh, işte bir tanesi ” dolar hala orada.” Hoşuma giden türden bir mesaj. Evet. İşte oldu. Neden çok televizyonumuz var? Böylece sen en sevdiğin şovu izleyebilirsin ve ben de en sevdiğim şovu izleyebilirim. Evet. Pekâlâ Bana bir şey gösteriyorlar. Burası Burası Willow Bulvarı. Bana Willow Bulvarı’nı gösteriyorlar. Öyle mi? Hayır. Hayır. Hayır. Oh. Tamam. Sorun değil. Bazen böyle olur. Karın, bu aralar öldü. Evet. Ölümü zordu. Evet. O O bir yazar. O bir yazardı. Evet, kelimeleri önemli. Oh Üzgünüm, ışık çok fazla. Bu sanki ufacık, sesli, küçük noktacıklar gibi. Her şeyi görmeyi zorlaştırıyor. Sen Bu bir elektronik ses Ne olduğunu biliyorum. Kasetleri Yapmamalısın. Bunu tek başına denememelisin, güvenli değil bu. Sanki ev yapımı Ouija panoları ve Cadılar Bayramı’ndaki gençlik seansları gibi. E.S.O. iyi bir şey değil. Kılavuzlarımızla ilişkilerimizi geliştirmek için yıllar harcadık, ki onları koruyabilelim. Neyden? Zarar vermekten hoşlananlardan. Çünkü onlar oradalar ve seni bulacaklar. Bu işlere karışmakta ısrar edeceksen, o zaman Anna, karım, bana bir işaret gönderdi. Hayır. Hayır. Anna değil. Her şeyi yanlış yorumluyorsun. Dinle, ölülerle bağlantı kurmak için tek bir şey vardır, diğeri ise gereksiz işlere burnunu sokmaktır ve sen de burnunu sokuyorsun. Geldim çünkü biraz yardım istemiştim. Biliyorum, sana yardım edebilirim. Sana durmanı söylemem için beni sıkıştırıyorlar. Doğru. Teşekkür ederim. Bay Rivers Willow Bulvarı. Emin misiniz? Bana Willow Bulvarı’nı göstermeye devam ediyorlar. Hayır. Willow Bulvarı değil, Willow Caddesi değil, Willow Terası da değil. Bay Rivers. Karınız hamileydi. Öyle mi? Her gün oynuyoruz. Senin şimdi daha mutlu olduğunu söylüyor. Öldüm mü ben? Susie. Susie Tomlinson gülümse. Susie Tomlinson. Gülümse. Affedersiniz. Susie Tomlinson siz misiniz? Evet. Adım Jonathan Rivers. Merhaba. Sizinle konuşabilir miyim? Annem, ben doğarken öldü. Ve büyükannem, onunla bağlantı kurmak için yıllardır çabaladı. Bilirsin işte, mumlarla, karanlık ve dumanla Seanslarla mı? Evet. Hepsiyle, her şeyi denedi. Bana, annem öldüğünde, büyükannemin onu bulup bulmadığını bana haber verdiğini söylerdi. Her üzüldüğümde, neşeleneyim diye başımın etini yerdi. Derdi ki, “Susie Tomlinson, işin iyi tarafından bak.” “Susie Tomlinson, rahatla.” “Susie Tomlinson, gülümse.” Birbirlerini buldular. Değil mi? Benim bilmemi istediği şey buydu. Sanki aslında ölmemiş gibi. Babamdan bir telefon aldım ve, ne, sanki iki gün sonra uğrayacakmışsın gibi? Sanki hala hayattaymış gibi. Susie, anlamıyorum. Bir haftadır büyükannenden mesajlar alıyordum. Hayır, bu olamaz. İki gün önce öldü. İki çocuk annesi Mary Freeman’ın kaybolması hususunda hiçbir şeyi yalanlamıyorlar. Evini terk edeli dokuz gün oldu Şimdi nerede yiyeceğiz? Kucağımızda. İşte. Çalışıyor. Bu ne, baba? Bu demek ki senin eşyalarını toplama zamanı. Hadi. Bir, iki, üç Hoppa! İşte böyle. Haftaya ben ve sen bir video filmi izleyebilir miyiz? Evet ama uslu çocuk olursan, ayrıca annen seni almaya geldiğinde hazır olursan. Tamam. Baba. Evet. İyi olacak mısın? Evet. Söz veriyorum. John. John. John, aşkım. John. John. Anna. Anna, bebeğim. John, aşkım. Lütfen, benim Lütfen John. John. Git. Lütfen. Biliyorum. John, aşkım. Git. John, aşkım. Willow Bulvarı. Git. Git. Git hemen. Lütfen, John. Willow Bulvarı. Lütfen, John. Willow Bulvarı. Lütfen! Lütfen, bebeğimi al! Lütfen. Bebeğimi al. Lütfen. Lütfen. Merhaba. Oh. Merhaba. Geldiğin için teşekkürler. Evet, ne demek. O nasıl? İyi. Her gün biraz daha iyileşiyor. Sen nasılsın? Ben Üzgünüm. Tekrar teşekkürler. Sorun değil. Bay Black. John Bay Black. Bu biraz garip kaçacak ama size söylemem gerekiyor. Willow Bulvarı’na gittim çünkü karınız bana ulaştı ve yardım istedi. Mesele bu. Karınız yardım istedi. Yaptıklarınız için minnettarım, Bay Rivers. Sizden yardım istenmeseydi, çocuğum burada olmayabilirdi. O yüzden teşekkür ederim. Ama şimdi bizi rahat bırakmanızı istiyorum. Bay Black Carol sizin saçmalıklarınıza inanıyor olabilirdi ama ben inanmıyorum. O yüzden siz ve hasta arkadaşlarınız benden ve ailemden uzak durun, anladınız mı beni? Bizden uzak durun. Birincisi, onlar ölü değiller. Onları gördüğümde, henüz ölü değillerdi. Karım bana, henüz olmayan şeyleri gösteriyor. Henüz olmayan şeyleri mi? Evet. İkincisi, bana buradaki şeyleri gösteriyor, hiçbir şey yapamayacağım yerleri değil. Bana Hindistan’daki depremi ya da Ortadoğu’daki bombaları göstermiyor, bu şehirde, elimden bir şey gelebilecek yerleri gösteriyor. Henüz olmayan olayları gördüm. Anlıyor musun? Bunu nasıl kurduğunu görebiliyorum. Kurmak mı? Kurmak mı? Ne demek istiyorsun? Benden yardım etmemi istedi. Carol Black’e yardım edemedim. Ama onlara yardım edebilirim. Jonathan Rivers’ın ofisi.